Özkan: Ankara, BAE'nin parasal gücüne muhtaç; BAE, Türk SİHA'larına ilgi duyuyor

İslam Özkan’a göre BAE-Türkiye normalleşmesi iki tarafın da pragmatikliğinin işareti. Türkiye'nin BAE'nin mali gücüne muhtaç olduğunu belirten Özkan, 'Karşılığında ne verildiği sorulmalı' dedi. Özkan, BAE'nin Türk SİHA'larına ilgi duyduğunu söyledi. Özkan, Ankara'dan çok güçlü taviz almadan BAE'nin Sedat Peker konusunda adım atmayacağı görüşünde.
islam özkan, Özkan: Ankara, BAE'nin parasal gücüne muhtaç; BAE, Türk SİHA'larına ilgi duyuyor
2021-11-25 10:41:19   Güncelleme: 2021-11-25 10:41:19    
Türkiye, Körfez bölgesinde kanlı bıçaklı olduğu Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile barışıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetiyle Ankara'ya gelen Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid el-Nahyan'la enerji, çevre, finans ve ticaret alanlarında doğrudan yatırımları içeren 10 anlaşma imzalandı.
BAE, Türkiye'ye ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşandığı bir dönemde 10 milyar dolarlık fon açıyor. Reuters'e konuşan üst düzey Türk yetkililer de olası bir swap anlaşmasına yönelik ön görüşme yürütüldüğünü kaydetti.
Türkiye'nin 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olmakla suçladığı, İhvan hareketine desteğinden ötürü Libya'ya uzanan bir coğrafyada karşı karşıya geldiği, Sedat Peker gibi bir ismi ağırlayan BAE ile normalleşme adımlarını gazeteci İslam Özkan Sputnik'ten Ceyda Karan'a anlattı.

‘İki taraf da pragmatik olmasa bu noktaya gelinmez’

İslam Özkan'a göre, Türkiye ile BAE, iki tarafta da ilkesel bir yaklaşım bulunmadığı için bir araya gelebiliyor. İki ülkenin vizyonlarının çok farklı olduğunu belirten Özkan, Ankara'nın Müslüman Kardeşler'i destekleyerek 'İslami bir bölge vizyonu' tasavvur ederken, BAE'nin tam aksine Müslüman Kardeşler'in bileğini bükmek için gerekirse sosyalistleri ve seküler hareketleri bile desteklediğini söyledi:
 

'İki taraf da görüşmelere açık olmasa, pragmatik olmasa bu noktaya gelinmez. İdeolojik veya ilkesel bir yaklaşım söz konusu olmadı. Türkiye ‘BAE bana çok zarar verdi’ ya da karşı taraf, ‘Türkiye ile benim dünya görüşüm uymuyor dolayısıyla biz bir araya gelemeyiz’ gibi bir tutum içinde olmadı. İki taraf da oportünizme götürecek kadar pragmatik. Tabii ki iki tarafın da bir vizyonu var. Ama eğer belli bir duruşunuz yoksa her an restore edilebilir, yenilenebilir bakış açısı. Her iki taraf da buna yatkın. Türkiye ile BAE arasında olması oldukça ilginç. Çünkü bölge vizyonları çok farklı. Bir tarafta Müslüman Kardeşler'i ‘destekleyen’ bir yapılanma ve kendince ‘İslami bir bölge vizyonu tasavvur eden’ ve Türkiye’nin bu vizyona önderlik edeceğini düşünen bir yaklaşım. Öbür taraftan bunu tamamen yok etmeyi açık şekilde ifade etmiş. Arap Baharı’nda karşı devrimci rolüyle net şekilde kendini ortaya koymuş BAE. Mısır darbesini finanse etmekten tutun da ne kadar Müslüman Kardeşler karşıtı yapılanma var; Marksist, sosyalist olmasına bakmaksızın bütün hareketleri finanse eden bir BAE ve Körfez oluşumu görüyoruz. Dolayısıyla bir araya gelmesi mümkün olmayan iki yapı görüşüyor. BAE desteklemekten çekinmez ama karşıdaki yapılanma Marksist ise normalde yanaşmaması gerekir. Ama seküler ve sosyalist hareketleri Tunus ve Fas’ta desteklediğini biliyoruz. İhvan’ı Müslüman Kardeşler’i iktidardan uzaklaştırmak için… Tabii ki ilkeli ve tutarlı Marksist bir hareketin normalde BAE ile ya da Körfez’le ilişkisi olamaz. Müslüman Kardeşler ile kanlı bıçaklı ama ondan önce Cemal Abdülnasır ile yani Sovyet bloku ve sosyalistlerle kanlı bıçaklıydı. Abdülnasır’ı devirmek için ellerinden geleni yaptılar. 60’lı 70’li yıllarda da Abdülnasır’ın öfkesinden nasibini alan Müslüman Kardeşler hareketinin sığınağı Riyad’dı. Suudi Arabistan Krallığı himaye ediyordu. O zaman da Körfez ilerici sosyalist Arap güçleriyle çatışıyordu.'

'Erdoğan'ı kurtarmaya yönelik bir operasyon'

Özkan'a göre BAE'nin Türkiye'yle swap anlaşmasına dair haberler ve 'kesenin ağzını açma' yönündeki hamlesi 'Erdoğan'ı kurtarmaya yönelik bir operasyon.'
 
'Türkiye’yi bütün mahfillerde sert bir şekilde eleştiren Şeyh ne oldu da şimdi Erdoğan’ı kurtarmaya çalışıyor' diye soran Özkan, karşılığında ne verildiğinin sorulması gerektiğini vurguladı:
 
'Üst düzey iki Türk yetkili Reuters’a konuşmuş, swap anlaşması yapıldığını teyit etmişler. Merkez Bankası ile BAE yetkilileri arasında swap anlaşması ne demek? Çok kısa vadeli bir şeyden bahsediyoruz. Erdoğan’ı kurtarmaya yönelik bir operasyon. Çatışmanın taraflarından bin Zayid, Türkiye’nin çekmiş olduğu birtakım dizilere alternatif olarak Osmanlı’yı kötüleyen diziler çeken Muhammed Dahlan, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili iddialar, Türkiye’yi bütün mahfillerde sert bir şekilde eleştiren Şeyh ne oldu da şimdi Erdoğan’ı kurtarmaya çalışıyor? Swap’ın kaçtan yapıldığını bilmiyoruz. Türkiye’deki doların 11 lira olacağını önceden tahmin edenler bu görünen bir şey değil. Geçen sene ya da iki sene önce yapılan swap takasları 11 TL’den yapılmıştı. Şu anda swap kaçtan yapılacak ve neden BAE, Zayid böyle bir şeye imza atıyor, çok ilginç. Bunun karşılığında ne verildi?'

'Ankara BAE'nin parasal gücüne muhtaç, BAE Türk SİHA'larına ilgi duyuyor'

Ankara'nın BAE'nin parasal gücüne muhtaç durumda olduğunu söyleyen Özkan, Türkiye'ye yatırım yapması planlanan Abu Dabi Yatırım Fonu'nun Arap dünyasının en büyük fonu olduğunu anımsattı. Başka fonların da söz konusu olduğunu vurgulayan Özkan, karşılığında Cibuti'den Somali'ye ve Yemen'e eli uzanan BAE'nin de Türkiye'nin savunma sanayisine, özellikle de SİHA'larına ilgi duyduğunu belirtti:
 

'İki ülkenin yakınlaşmasının o kadar çok nedeni var ki… En temel anlaşmazlık Libya’da. Fakat Libya’nın dışında Türkiye, BAE’nin parasal gücüne muhtaç. Türkiye’de yatırım yapması planlanan ve Zayid ile gelerek görüşmelere katılan Abu Dabi Yatırım Fonu, Arap dünyasının en büyük fonu. 792 milyar dolarlık bir varlık fonundan bahsediyoruz. Dünyada da Norveç emeklilik fonundan sonra ikinciymiş. Muhtemelen Norveç Varlık Fonu da 1 trilyon doları geçkin. 792 milyar dolar sadece Abu Dabi Yatırım Fonu, onun dışında Dubai yatırım fonu gibi üç dört tane daha dünyada dereceye giren fonlar var. Emirliğin bütün fonlarını bir arada düşündüğümüzde 2 trilyona yakın bir paradan bahsediyoruz ve bu korkunç bir para. Savunma sanayine ilgi duyduğundan bahsediliyor. Türkiye’nin SİHA üretimi yurt dışında dikkat çekiyor, Afrika ve Arap ülkelerinden almak isteyenler var. Suudi Arabistan'la savaşta olan Yemen'deki Ensarullah hareketi Türk SİHA’sı düşürdüklerini söylemişlerdi. Türkiye birçok yere satıyor. Birçok yere alenen, bir kısmını gizli şekilde satıyor. Suudi Arabistan’a satışı yıllar sonra Husiler ele geçirdikten sonra gördük. Erken başladı Türkiye, belki de 2000’lerin başında projelendirilmesine başladılar. 2010’ların başlarında prototip üretildi. Son üç yılda seri üretime geçildi. Son birkaç yıldır da ihracat yapılıyor. BAE de SİHA üretimine el atmış durumda ve İsrail ile işbirliği yapıyor. Üretim yapmak istediğinizde hemen olmuyor. Seri üretime geçmek zaman alıyor. BAE, Yemen savaşından Afrika’daki anlaşmazlıklara varana kadar geniş bir ilgi alanına sahip. Askeri havalimanları, askeri limanlar kiralıyor. Cibuti’den Somali’ye kadar ve Yemen’de askeri varlığı olan bir ülkeden bahsediyoruz. Dolayısıyla BAE’nin SİHA’ya çok büyük bir talebi var. Kendisi üretene kadar birinci şık Türk SİHA’larından yararlanmak istiyor olabilir. Ama galiba iş biraz daha ötede. Türkiye ile ortak bir yatırıma girebilirler. Ya da Türklerin SİHA konusundaki tecrübesinden yararlanmak istiyor olabilirler. Ama bu konudaki asıl işbirliği İsrail ile devam ediyor.'

'Türkiye'nin İsrail ile yakınlaşan ülkeleri eletirmesi tutarsız, kendisinin ilişkisi varken böyle bir hakkı yok'

Erdoğan'ın İsrail ile BAE arasında 2020'deki Abraham Anlaşması nedeniyle BAE ile ilişkileri askıya almaktan söz etmesinin özü itibarıyla doğru ama tutarsız olduğunu belirten Özkan, en başta Türkiye'nin İsrail'le öteden beri iyi ilişkilerine atıfta bulundu:
 
'Erdoğan'ın geçmişte İsrail'le ilişki kuran BAE'yle diplomatik ilişkileri kesmesine dair açıklaması özünde doğru ama tutarsız bir açıklamaydı. Türkiye'nin İsrail ile büyük ilişkileri var, her sene kırılan ticari rekorlar var. İsrail ile her zaman yakın dost olmuş ve şu anda ilişkileri normalleştirmeye çalışan bir ülkeden bahsediyoruz. Kalkıp da Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşmak isteyen ülkeleri eleştirmesi tutarsız. Özü itibariyle ben katılırım. İsrail’in meşru bir devlet olduğunu düşünmüyorum. Bir İran’ın BAE’yi eleştirmeye sonuna kadar hakkı var, çünkü tutarlı. Venezüella’nın hakkı olabilir. İrlanda’nın bile hakkı olabilir ama Türkiye’nin hakkı olduğunu düşünmüyorum.'

‘Mısır para babası bir ülke değil; Türkiye’nin Mısır'la normalleşmede de asıl hedefi Körfez'

Özkan, Mısır ile ilişkileri normalleştirme yoluna giden Erdoğan yönetiminin Kahire'den mali bir beklentisinin olamayacağını, asıl hedefinin kendini içine düşürdüğü yalnızlaşmadan çıkarak Körfez ülkeleriyle ilişkileri rayına oturtmak olduğu görüşünde:
 

'Muhammed bin Zayid’in gelmesi büyük bir sürpriz aslında. Bunun altyapısını aylardır hazırlandığını düşünüyorum. Türkiye’nin Mısır ile ilişkilerini iyileştirme noktasında asıl hedefinin Körfez ile ilişkilerini sürdürme, orada bir kapı açmak olduğunu düşünüyorum. Çünkü Mısır ile gerilimin ortadan kalkması Türkiye için çok acil bir yarar getirecek bir şey değil. Mısır para babası bir ülke değil. Belki Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin işlerini kolaylaştırabilirdi. Türkiye’nin o noktada vizyon sahibi bir ülke olmadığını da biliyoruz. Doğu Akdeniz’de değil sadece Ortadoğu ve dünyada da kendini yalnızlaştırmış bir ülke. Oysa vizyoner bir ülke olsa, Mısır ile de ilişkilerini düzeltir. Hapislerde on binlerce İhvan üyesinin bu kadar eziyet çekmesine seyirci kalmak yerine bir an önce süreci hızlandırıp tahliyeyi sağlayabilirdi. Ama bunu yapmadı. Mısır ile tamamen pragmatist şekilde asıl hedefin Körfez’i memnun etmek olduğu bir ilişki yürüttü. Şu anda yayın yapan üç tane kanal var; Mekameleen, El Sharq ve Vatan. Bu kanallarda Sisi yönetimini sert eleştiren programlar durduruldu ve bu İhvan içerisinde büyük tepki çekti. Bir sonraki adımın kapatılmak olduğunu herkes hissediyor.'

'Türkiye eninde sonunda Libya'dan çekilmek zorunda kalacak'

Türkiye-BAE ilişkilerinde Libya da anlaşmazlık konusuyken, İslam Özkan'a göre, Ankara zaten eninde sonunda Libya'dan çekilmek zorunda kalacak.
 
'Türkiye zaten eninde sonunda Libya’dan çekilmek zorunda kalacak. Şu anda tarafların kendi aralarında yaptıkları anlaşmalar, bütün yabancı güçlerin çekilmesi noktasında. Taraflar Libya’da gerçek barışın ancak bütün askeri güçlerin çekilmesiyle mümkün olduğunu söylüyor. Doğrusu da bu. Bir yabancı güç kalıp diğerleri ayrılırsa orada gerçek bir barış olmaz zaten. Burada bunu sağlamaya dönük adımlarda Türkiye hep direndi, ‘Ben BM’nin tanıdığı meşru hükümetle anlaştım. Dolayısıyla ben bu anlaşmanın dışındayım, diğer yabancı güçler için geçerli’ diyor. Diğerleri de Türkiye ayak diriyorsa biz niye ayrılalım diyorlar. Eğer Türkiye inat ederse barışı çıkmaza sokabilir. Büyük mesafeler kat edilen Libya barışı tehlikeye girebilir. Biden seçildikten sonra bölgede değişiklikler oldu. Katar krizi Biden gelir gelmez bir hafta içinde sona ermesinin de payı var. Katar ile de barışınca Türkiye ile barışmasının önü açılmış oldu.'

‘BAE ciddi bir taviz koparmadan Sedat Peker konusunda bir adım atmaz’

Özkan, Türk hükümeti ve en başta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya ilişkin pek çok ifşaatta bulunan ve Dubai'ye sığınmış durumdaki suç dünyası lideri Sedat Peker'in durumunun da Türkiye-BAE normalleşmesinden etkilenebileceği görüşünde.
 
'BAE ciddi taviz koparmadan Peker konusunda adım atmaz' diyen Özkan, ancak Ankara'nın vereceği çok güçlü tavizlerin böyle bir pencere açabileceğini söyledi:
 
'Bir de işin içinde Sedat Peker muamması var. Sedat Peker’in burada hiçbir rolünün olmadığını söylemek mümkün değil. Filistinli gazeteci Yusuf el Şerif, Sedat Peker’in teslim edilmesinin mümkün olmadığını söylemişti. BAE yetkilileri de teslim etmeyeceklerini söylemişlerdi. Ama o açıklamalar bende hiçbir şey ifade etmiyor. Eğer BAE karşılığında çok güçlü bir taviz alırsa, ondan niye vazgeçmesin. Bunun bir sürü formülü var. Doğrudan teslim edecek halleri yok. Pasaportu olmayan bir Sedat Peker var. Sınır dışı edildiğinde otomatikman zaten gidecek bir yeri olmadığı için Türkiye’ye gelmek durumunda kalabilir. İllaki böyle de olmayabilir. Ama BAE’yi razı edecek çok büyük ekonomik tavizler söz konusu olabilir. Burada karşılığında hiçbir şekilde bir şey verilmedi merak etmeyin şeklinde bir açıklama zaten gelmedi. Gelse de ne kadar tatmin edici bilemiyoruz. Herkes biliyor ki BAE ciddi bir taviz koparmadan bu noktada bir adım atmaz.'